2 Yaş HikayeBebek HikayeleriÇocuk HikayeleriÇocuk Hikayeleri UzunÇocuklar İçin HikayeEn Güzel HikayelerGüzel HikayelerHikaye Çocuklar İçinHikaye DinleHikaye Kitabı OkuHikaye KitaplarıHikaye MasallarHikaye OkuHikaye ÖrnekleriHikayelerHikayeler KısacaKısa Çocuk HikayeleriKısa HikayelerMasal HikayelerTürk HikayesiUzun Hikaye

Akıl Okulu Hikayesini Oku

Akıllı aynacık her gece sahibine masallar anlatırmış. Masal dinlemeyi çok seven sahibi ise her gün anlatılan masalları şaşkınlıkla dinlermiş. Gecenin birinde aynacık güzel mi güzel bir masal anlatmaya başlamış. Bu masal minik bir kasaba olan Yitan’da geçiyormuş.

Minik kasabada dilden dile dolaşan haberler çıkmış.
– Şirin başkentte bir akıl okulu bulunuyormuş. Kim ki akıl okuluna giderse ona akıl öğretilirmiş.
Bu haber gün geçtikçe dilden dile yayılmış. Şehirde yaşayan zengin mi zengin bir adam da bu haberi duyunca katıla katıla gülmeye başlamış. Ve demiş ki:

Bir insan doğduğunda aklı varsa vardır. Yoksa sonradan akılı ona kim verebilir ki? Hiç olacak şey mi?
Bu adam o kadar zenginmiş ki gerek duymadığı için evlatlarının hiç birini okutmamış. Nede olsa para çok okuyup da ne yapacaklar diye düşünmüş. Onlara hep şu sözleri söylermiş:
Şükürler olsun ki küp küp altınımız, çuval çuval paramız var. Ancak daha da çok paramız olmalı daha da güçlenmeliyiz.

Ancak çocuklarından birisi bu sözlere inanmıyormuş. Günün birinde dayanamayıp babasına demiş ki:
Babacığım, çok para neyimize yarar ki. Bu parayla informasyon alabilir miyiz? Bunu almaya hiçbir paranın gücü yetmez. Neden okumayı anlamsız buluyorsun?

Adam şaşırmış. Bu laf hiç aklından çıkmıyormuş. Demek paranın da almayacağı şeyler var demiş içinden. Ney ki bu akıl okulu diye düşünmüş durmuş. Sonunda dayanamamış bu akıl okulunu görmem lazım yoksa meraktan öleceğim demiş. Tüm hazırlıklarını yapmış, koyulmuş yola.
Günlerce hatta aylarca yol kat etmiş. Yolda bir yaşlı adam görmüş. Öyle yavaş gidiyormuş ki adam bu haline acımış. Biraz daha yaklaşınca yaşlı amcanın kör olduğunu da fark etmiş. Daha da içi burkulmuş ve yanına yaklaşmış.

– Ey yolcu, nereye gidiyorsun? Demiş.
– Başkente gidiyorum. Diye cevap vermiş yaşlı adam.
– Bende başkente gidiyorum. Gel benim atıma bin yorulmuşsundur. Demiş adam. Ve yaşlı adamı atına bindirmiş. Bir günlük yol sonunda başkente varmışlar.
– İşte başkente geldik, burada inebilirsin. Demiş adam. Ancak yaşlı adam meydana kadar bırakmasını rica etmiş. Adam da kabul edip meydana kadar götürmüş. Biraz sonra meydana gelince başlamış yaşlı adam bağırmaya.
– İmdat. Bana yardım edecek kimse yok mu? Bu adam atımı çalmaya çalışıyor. Lütfen bu zavallıya yardım edin. Varım yokum bir atım var.
Yaşlı adamın feryat figan bağırmasına koşmuş bütün insanlar. Bakmışlar adam kör onun o zavallı haline acımışlar. Adama kızmaya başlamışlar.
– Yaşlı adamcağızın atını çalmaya utanmaz mısın? Yazık sana, tüh. Diye herkes yaşlı adamı tutmuş. Adam olan biteni anlatsana ona kimse inanmamış. Sonunda bu ikisini şehrin hakimine götürmüşler. Hakim önce yaşlı adamı dinlemiş ardından bizimkini. Ve kararını bildirmeden önce bir baytar, bir nalbant ve bir de saraç çağrılmasını istemiş. Kimse bu üç kişinin ne için çağrıldığına anlam verememiş. Kısa bir zaman sonra bu çağrılanlar gelmişler hakimin karşısına. İlk baytar ile konuşmuş.
– Ata bak. Bu at hangi memlekete ait olabilir. Diye sormuş. Baytar ise hiç düşünmeden cevabını vermiş.
– Fazla düşünmeye gerek yok hakimim. Bu at buralardan değil Yitan bölgesine aittir. Demiş. Adam duyduklarının karşısında şaşmış kalmış. Sırada nalbant varmış. Onu da içeri almışlar.
– Ata bak bakalım, sence bu at nerede nallanmış? Nalbant şöyle bir incelemiş ve demiş ki:
– Bu at burada nallanmamış. Bizim buralarda böyle at nallanmaz. Yitan yöresine benziyor.
Son olarak saraç gelmiş ve hakim atın koşumlarını sormuş. Saraç ise hiç düşünmeden:
– Hakimim bu atın koşumları Yitan yöresine aittir. Demiş.
Tüm bunların üzerine hakim atın gerçek sahibine dönerek:
– Sen atını alıp gidebilirsin. Yaşlı adama gelince o gereken cezayı alacak meraklanma. Demiş.
Ancak adam şaşkınlık içinde öylece kalakalmış. Bu hakim tüm bunları nasıl akıl etti demekten kendini alamamış. Hakim de ihtiyara inanacak diye düşünürken nelerle karşılaşmış. Merakına yenik düşerek hakime dönmüş ve demiş ki:
– Hakimim beni affedin ama siz bu olayı nasıl çözdünüz? Bu işin nasıl çözüleceğini nereden öğrendiniz? demiş.
Hakim gülerek cevaplamış bu şaşkın soruyu.
– Ben ve burada çalışan herkes akıl okulunu bitirdik. Her şeyi de orada öğrendik. Akıl okulunda doğrunun ve iyinin nasıl bulunacağı öğretilir. Demiş.

Adam böylece başından beri sorduğu tüm soruların cevabını almış olmuş. Demek ki akıl okulu boşuna değilmiş diye düşünmüş. Akıl okulunu görüp öğreneyim derken yaşayarak öğrenmiş. Hemen düşmüş yollara memleketi Yitan’a dönmüş.

Yaşadıklarını oğullarına ve çevresine anlatmış. Sonrasında ise onlara tüm çocukları akıl okuluna göndereceğini bildirmiş. Tüm servetimi çocuklar akıl okuluna gitsin diye harcarım demiş ve bu olaydan gereken dersi çıkarmış.
Demek ki akıl herkeste varmış ama önemli olan bu akılı kullanabilmek. Aklı kullanmanın yolu ise eğitimmiş. Ömrünün sonuna kadar çocukların akıl okuluna gitmesi için varını yokunu harcamış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı